27 Mayıs 2012 Pazar

arkadaş

Yoruldum be arkadaş 
gel biraz konuşalım,
kelimeler azalsın ama!
ağlaşalım beraber;kucaklaşalım.

özledim seni arkadaş!
nerelerdesin?
bir gün geleceksin diye bu diyarlara
beklemekten yoruldum be arkadaş. 

seni aramaktan,
içimdeki kurtlarla boğuşmaktan yoruldum.
gel bir kurşun da sen sık onlara toz olsunlar!
Ardından sırtıma hiddetli bir şaplak! 
bir öksürükte çıksınlar.. 

yoruldum be arkadaş!
insanlardan yoruldum,en kötüsü kendimden yoruldum.

dikey

Anlarsın ki o varken sen yoksun;sen varken de o yok..ve çöker hüzün.kafanda mutabık kalsan da çöker o hüzün ve bir halıya baktığında, üstündeki ayak izlerini hayal etmeye başlarsın. çakraların açılır hiç düşünmediğin gibi düşünmeye başlarsın..çünkü artık fark etmek istemesen de farklı bir defterdir yazdığın..önceki sayfalara bakarsın ama mürekkep kurumuştur..

kaçak



gömülmüştü.. çevresi renkli fresklerle kaplı olan sandık.
bi anda ben mi ona çarptım o mu bana çarptı bilemeden çıktı karşıma
Şaşkınlık,heyecan!Aşkınlık,merak!
bi de gizli kalmış şehvet.
üzerindeki şekiller bir bir kafamda belirirken,çok geçmeden farkettim ki değişmişti üzerindeki şekiller.
parlıyordu,hani biri yüzüne aynayla ışık yansıtıyormuş gibi.an an parlıyordu..bi yanda merak ve arzu, odunsu gövdesi henüz kalınlaşmaya başlamış bir ağacın aynı dalına aşılanmış iki meyve gibiydi.en tepesinde ağacın, bi türlü açamamış dipdiri koyuluğu artık onu zehirlemeye başlamış yeşil renkte olan tomurcuk duruyordu.sandığın üstündeki şekiller 3. boyutunu da kazanıp belirginleşmeye başladığı anda şeklini yadırgayan on,yüz,binken BİR gibi görünmek zorunda kalan tomurcuk da hareketlenmeye başladı.parlamalar bir anda çoğaldı gözlerimi cok zor ara ara açıyordum,tomurcuk şeklini hiç görmediğim bir şekilde bozuyordu. basıklaştı,küçüldü,küçüldü,bozuldu,eğrildi ,sıkıştı-sıkıştI-sıkışTI-SIKIŞTI patlamasına ramak kalmıştı!!sandık ucunu aralamış, kocaman bi ışık kütlesi sızmaya başlamıştı bense büyük bi sevinçle kutuya doğru uzanıyordum!! bir anda.,., aronofskyvari bir geçişle kutu hiddetle kapandı ve üzerindeki canlı şekiller donuklaştı,tomurcuk gevşeyerek yavşak uyuz bir hal aldı ve ben düştümm!.düşmeden önce gördüğüm son karede herkes gözünü kapatmış körebe oynarken gözünü açan oyunbozan vardı.bozmuştu bi kere oyunu.şimdi ben onla bir daha nasıl oynayacaktım..

Ve ben devam ettim gözümün önüne  gelen renksiz küçük dairecikleri kovalamaya,onlarda kaçmaya..

Ikın



Sürekli kimsenin kendini anlamadığını düşünüyorsan bomboş bir kapta bağırıp duruyorsundur.Farkındalık bir sıvı gibi bulunduğu kabın şeklini alır.Kap kırılmazsa boğulacaksın.ya da baya bi sıcak olman lazım ki farkındalığın bi kısmını buharlaştırıp bi solukta içine çekmen ve yüzeye çıkman gerek, gerisi yüzme bilip bilmediğine bağlı.E tabi bir de o kaba sürekli başkaları düşecektir kırsan fena mı olur!hc olmazsa bi kullanma kılavuzu bıraksan.(beni bağlamaz tabi ne yapacağın)..Ben sadece izliyorum seni.Haaaa ben de arada bi çeşitli kapların içine düşüyorum kimini kırdım,kiminde yüzdüm..hala da arada düşerim..ama inan bana dostum seninki kadar büyük bir kap görmedim! İtinayla yontulmuş.Her bir parçası üzerine epey kafa yorulmuş..cok heybetli ama soğuk bi labirent gibi.fena iki şey var!! birincisi sen bekledikçe nefesin tükeniyor bunu anlıyorsun;ikincisi bekledikçe labirenti saran kenarlar kalınlaşıyor işte bunu göremiyorsun..bir şekilde kırman lazım.yani burdan öyle görünüyor...IIIGGHHHH..hah bunu da kırdım işte hadi eywallah!!!
.
.
.

-Küüttt!!

6 Şubat 2012 Pazartesi

Orda mısın?


Sev beni...
Başımı okşa,gezsin gözlerin üzerimde.
Oturduğun yerden de olsa
                                          öp beni.

Sormadan gir içeri,
Üstümü ört.
Vur sopanı yere, yarılsın içim
                                          geç beni.

Bir duvar dibinde ölürsem eğer
Kemiklerim kalem olsun
Kanımla o duvara,
                                          yaz beni.

Eğer gittikçe gözden kayboluyorsam
-Ya ufka yelken açmışımdır,
 Ya da boşverip uçurumlara dalmışımdır-
             
 Rüzgarım ol!
                         üfle bana.

Yahut bir nefeste gerisingeri içine
                                           çek beni.

Ola ki nefesin yetmedi o gün,
Eğer geri dönersem birgün,
Sağrımda ne idüğü belirsiz koca sandıklar,
Avuçlarımda can çekişen cılız bir ateş..
Ağzım gözüm değişmiş,
Bildiğin yarımdan azım kalmış.

Korkma!
              Dokun bana.
Keskin bir bıçak gibi ol!
                           Böl parçalara,
                                      etrafa saç beni.

İşte o zaman gerisi bana kalmış.
Ya her kül parçası teker teker sönüp gidecek.
Ya da her köşeden alevler fışkırıp karanlığı bertaraf edecek.







10 Ocak 2012 Salı

tam zamanlar içinde


Atma diyordu taşı suya,
Batınca yitip gitmesinden korkuyorsan!

Bakma diyordu gökyüzüne,
 Ağlayınca tüm hiddetiyle,kaçacak delik arıyorsan!

Ekme diyordu tohumu,
 Büyüyünce,bakmaktan korkuyorsan!

Çıkma diyordu yola,
Bitince, Bir yenisine, başlamaktan korkuyorsan!

Bekleme diyordu yari ,
Gelince,sevmekten korkuyorsan!

Yazma diyordu şiir,hikaye,roman,
 Bir gün kaleminin kırılacağından korkuyorsan!



Taş battı.
Gökyüzü ağladı.
Tohum büyüdü.
Yol bitti.
Yar geldi.
Kalemler kırıldı.
                                                                       
                                                            Ve biz korktuk…



Değil mi ki  korkuları var eden bu düzen,düzeni  var eden bu korkular,
Değil mi ki bu düzeni yaratan biz insanlar.
Değil mi ki atılmaz denen atıldı satılmaz denen satıldı,
Değil mi ki dünya önceden düzdü şimdi yuvarlak.

İşte şimdi! Tam zamanı değil midir!

Taşları suya atmanın,
                                   gökyüzü altında ıslanırken tohumlara bakmanın,

Yeni bir yola çıkmanın,
      yari korkusuzca severken kaleme sarılmanın!

sen,ben,biz nerdeyiz?


Koşup oynamaktan yorulmuş,karnını bir güzel doyurmuş,
Haylaz bir çocuğun uykusu gibi
                                                 deniz..  

Ve tepemizde,
Kumları tüm şehvetiyle baştan çıkaran dipdiri bir kadın gibi
                                                   güneş..

Kumların üzerinde; 
                  sen,
                      ben,
                          biz…    


Açıkta bir gemi.
Tahterevallinin ucunda gibi.
Bir var bir yok; 
Bilinmez yönü,
Belli değil arkası,önü.
Belli ki yükü ağır,
Dumanının karası azgın bir fil gibi fakat sağır..

İşte!İçinde insanlar,
                     boy boy,renk renk.
Ve dümene geçiyor sırayla her biri
                         birbirini dişleyerek!

Anlayacağın yok bu geminin bir kaptanı.
Görüyor musun?
Bak!
Hunharca öldürüyorlar gemiden atlayanı.

Açıkta bir ben.
Tahterevallinin diğer ucunda,
Senin yanında gibi.
Bir var,bir yokum.
Altımızdaki kumlar gibi sıcak değil ama onlar kadar çokum.


Bir karar vermemiz gerek sevdiğim.
Çünkü gemi yaklaşıyor,
                  an be an!
Öğretilen anlamını ise
                      çoktan yitirmiş  zaman.

Farkettin mi?

Beş paraya satılıyor,

Şehveti ayaklar altına alınan
                        dipdiri kadınlar!
Öldürülüyor uykusunda
                        haylaz çocuklar…